Dükkanda Kukla


Hafif çekik gözleri, zayıf ve boyasız yüzü, ıstırapla çekingenliğin
iç içe eridiği kırık tebessümüyle, hayat savaşına fırçasıyla karşı oymaya çalışan yapayalnız ressam bir kız... Dil de bildiği için, boş zamanlarında yabancıların çocuklarına bakarmış. O anlattı.

Gazetedeki ilanlardan bir gün bir Fransız ailesinin yanına gitmiş. On iki yaşlarında bir kız çocuğu vermişler kendisine. Şeytan şeytan bakan, sevimli, samimi bir çocuk...

Dostluk çabuk kurulmuş.
- Senin ismin ne?
- Şu... Senin ismin ne?
- Bu...

Dostluk kurulmasına kurulmuş ama, çocuğun aklı, aradaki boy pos farkına takılmış:

- Senin de, demiş, ellerin bütün büyüklerinki gibi kocaman. Bak benim ellerime, küçücük.

***
Ellerini ölçüşmüşler. Arkasından sıra ayaklara gelmiş. Ayaklarını da ölçüşmüşler. Ellerdeki farktan, ayaklardaki farkın daha bir göze tuhaf gelişi, çocuğu azıcık yadırgatmış:

- Ellerin neyse ne ama, ayaklarını beğenmedim, demiş.
Sonra huylarını kıyaslamaya başlamışlar:

- Sen neyi seversin?
- Şunu... Sen neyi seversin?
- Şunu...

***
Küçük kız:
- Ben, diyormuş, şimdi en çok bir oyuncak kukla var onu seviyorum. Çok, ama çok seviyorum. Babam almıyor ama... Dükkanın her önünden geçişte sadece ona bakıyorum.

Ressam abla:

- Belki, demiş, babanın parası yoktur.
- Var var babamın parası. Anneme çanta aldı. Bana kuklayı almadı.
Oysa kukla çantadan daha güzel. Kuklayı sevmeden önce babaannemi severdim. Babaannem öldü. O kadar düşünüyorum düşünüyorum, yüzü bir türlü aklıma gelmiyor babaannemin. Kuklanın ise yüzü hep gözümün önünde. Demek kuklayı babaannemden daha çok seviyorum.

***
Abla ressam:
- Kuklayı alacaksın da ne olacak, demiş, birkaç gün oynadıktan sonra, ya bıkacaksın, ya kırılacak. Ama o orada durdukça hep seveceksin onu. Bir şeyi sevmek ona sahip olmaktan daha önemlidir. Asıl zenginlik, asıl saadet bu sevgidedir. Güneşi severiz, göğü severiz. Ama hiçbir zaman güneş de,
gök de bizim değildir. Sen güneşle göğü sevmiyor musun?

- Seviyorum.
- Güneşle göğe bakarken bir neşe duymuyor musun içinde?
- Duyuyorum.
- İşte güzel olan o neşe, o sevgi... Her şey bizim olamaz, ama her şeyin sevgisi bizim olabilir. İnsanlığın serveti bu sevgidedir.
Küçük kız:

- Öyleyse, demiş, annem çok fakir benim.
- Neden?
- Neden olacak, ben ne yapsam, bunu sevmedim, diyor. Besbelli sevmesini bilmiyor.

***
Ressam; küçük kıza, bir şeye - en maddi anlamıyla - sahip olmadan da, onu sevmenin mümkün olacağını ve asıl önemli şeyin bu sevgi olduğunu çok derinden anlatmış.

Elbette annelerle babalar sevginin böylesini bilmiyorlar. Sahip olmak, kullanmak, faydalanmak ve her şeyin gönüllerine göre olması hırsıyla; sevgiyi, birbirine karıştırıyorlar.

***
Tanrı sevgisinden vatan sevgisine kadar, karşılığında bir şey beklemeden tertemiz kalmış hangi sevgimiz var?

Tanrıyı sevenleri görüyoruz, biraz cennet, biraz da işlerinin iyi gitmesi için...

Vatanı sevenleri görüyoruz; orasını burasını biraz satmak, biraz paraya, biraz iktidara tahvil etmek için...

***
Zannediyorum ki, artık küçük kız, dükkandaki kuklayı; bizim Tanrı sevgimizden de, vatan sevgimizden de daha büyük bir sevgiyle seviyor.
bahse.tr.gg    
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=